logo

Hasankeyf sulara gömülmemelidir

Doç. Dr. Hasan Çiçek

Doç. Dr. Hasan Çiçek
hasancicek@ankaraktif.com

Yıllar sonra, 10 Haziran 2012 tarihine denk gelen Pazar gününü Hasankeyf’te geçirdim. Bir kere daha o tarihi ve doğal zenginliği keyifle görme imkânı buldum.

Hasankeyf, kuzeyden güneye doğru kıvrılarak akıp giden Dicle Nehri üzerinde yer alan, tarihi ve coğrafi dokusuyla insanın içini ısıtan küçük ve şirin bir şehir. Eskiden ticaretin önemli bir kısmı nehir yoluyla yapıldığından Hasankeyf ticaret kentiydi. Sallarla, kayıklarla nehirde yapılan yolculuğun yüzlerce öyküsü anlatılır Hasankeyf ellerinde. Ama bu gün artık ticaret, şehir merkezinde ve turistlere yönelik hale dönüşmüş. Çünkü dünyanın dört bir yanından meraklılar, görülmeye değer kadim şehir Hasankeyf’i görmeye gelmektedir.

Kadim bir yerleşim yeri olan Hasankeyf birçok millete ev sahipliği yapmıştır. Orayı ele geçiren her millet özenle korumuştur. Zaten adı da bunu yansıtıyor: “Hısnıkeyfa”. Kelime, “Kaya kale” ya da “korunmaya müsait” yer anlamına geliyor. Hasankeyf orada kalanları korumaya müsait. Biz de bu kültür, sanat, medeniyet kokan kadim şehri suların altına gömerek adına yakışmayanı yapmamalıyız.

Bizanslılar, bu kadim şehre, Müslümanlar tarafından fetih edilene kadar sahip olmuşlardır. İslam Orduları tarafından ele geçirilince, Emeviler ve Abbasiler döneminden sonra, Hamdaniler (906-990), Mervaniler (990-1096) tarafından da yönetilmiştir. Daha sonra Artukluların eline geçer. Artuklular döneminde şehir parlak bir dönem geçirmiştir. Eyyubiler, Hasankeyf’i Artuklulardan alır (1232) ama Moğol istilası ve vandalizmi ile karşılaşan şehir harabeye döner. Eyyubiler 14. Yüzyıldan itibaren imara ve tamire başlarlar. Bu gün orada bulunan birçok tarihi eser onlardan kalmadır. Hasankeyf, özellikle Sultan Süleyman zamanında parlak bir dönem geçirir. Eyyubiler Hasankeyf’i 1515’te Osmanlılara bırakır. İşte bu tarihsel değişimden de Anlaşılacağı gibi Hasankeyf Ortaçağ’ın bütün özelliklerini yansıtmaktadır.

Bilindiği gibi, Hasankeyf, üzerinde yapılması planlanan Ilısu Barajı ile sular altında kalma ve tüm kültürel ve tarihi değerlerini yitirme tehlikesi ile karşı karşıyadır.

Yukarıda da belirtildiği gibi birçok farklı ırka, millete kültüre ve medeniyete beşiklik eden Hasankeyf sadece suların ve yolların buluşma kavşağı değil, medeniyetlerin ve kültürlerin de buluşma, kaynaşma merkezidir. Her kültürün bir izi var orada. Kaç millet kaç kavim gördü Hasankeyf; onların hiçbiri yok şimdi.  Fakat şehir duruyor. O kadim şehri yok eden millet biz olmamalıyız. Önemli bir tarihi dokuyu barındıran ilçenin bu tarihi niteliğini yok etmemeliyiz.

Hasankeyf eşrafından Şevket Altuğ’un dediği gibi “baraj da yapılsın, Hasankeyf de kurtulsun” nasıl mı? Barajın seviyesi ayarlanır, su seviyesi belli bir yere kadar çıkarılır, böylece tarihi yapı su altında kalmamış olur. Mevcut köprünün altına kadar suyun yükselmesine izin verilirse, Hasankeyf su altında kalmamış olur.

Mutlaka bir orta yol bulunmalı ve Hasankeyf kurtulmalıdır. Biliyorum, enerjide dışa bağımlılıktan kurtulmalıyız ama bunu yaparken, tarihimizi ve coğrafyamızı da tahrip etmemeliyiz. Bir yeri yaparken bir yeri yıkmamalıyız.

Hasankeyf’te sadece tarihi ve doğal güzellik yok, çok lezzetli yemekler de var. Dicle Nehri kenarında, Dicle Nehri’nin sadece o kısmında çıkan “Adem Ustanın Yeri”nde yediğim “şabot” balığı çok lezizdi. Hasankeyf esnafının sıcaklığı, tarihi kentin kadim kültürüyle buluşturuyor insanı.

Tarihi, coğrafi, doğal, kültürel hazine Hasankeyf’i, bizden öncekilerin yaptığı gibi geleceğe taşımak, aktarmak hepimizin görevidir. İnanıyorum ki bu tarihi görevi herkes layıkıyla yerine getirecektir.

***

Hasan ÇİÇEK
hciceky@gmail.com

Etiketler: »
422 Kez Görüntülendi.
#

SENDE YORUM YAZ

İLGİNİZİ ÇEKEBİLECEK DİĞER KÖŞE YAZILARI

  • Yazılarıyla pek yakında..

    05 Eylül 2014 ● Köşe Yazıları

    İkram Günay yazılarıyla pek yakında......
  • Hasankeyf sulara gömülmemelidir

    24 Ağustos 2014 ● Köşe Yazıları

    Yıllar sonra, 10 Haziran 2012 tarihine denk gelen Pazar gününü Hasankeyf’te geçirdim. Bir kere daha o tarihi ve doğal zenginliği keyifle görme imkânı buldum. Hasankeyf, kuzeyden güneye doğru kıvrılarak akıp giden Dicle Nehri üzerinde yer alan, tarihi ve coğrafi dokusuyla insanın içini ısıtan küçük ve şirin bir şehir. Eskiden ticaretin önemli bir kısmı nehir yoluyla yapıldığından Hasankeyf ticaret kentiydi. Sallarla, kayıklarla nehirde yapılan yolculuğun yüzlerce öyküsü anlatılır Hasankeyf ellerinde. Ama bu gün artık ticaret, şehir merkezinde...
  • İran İzlenimleri (I)

    12 Ağustos 2014 ● Köşe Yazıları

    Mayıs 2011 de İran’ın Urumiye şehrinde 9-11 Mayıs 2011 tarihlerinde düzenlenen Uluslararasi Çelebi Hüsameddin-i Urmevi ve Mesnevi Manevi Sempozyumuna “Mevlana’nın Mesnevisinde İnsan Hakları” isimli bildiri ile katıldım. Yine Mayıs ayı sonlarına doğru Eğitim-Bir-Sen 2 Nolu (Üniversite) Şubesinin düzenlediği İran gezisine iştirak ettim. İran, daha önce gezme fırsatı bulduğum Irak, Suriye ve Lübnan ile sosyal, kültürel ve ekonomik hayat bakımından büyük farklılıklar göstermektedir. Bu arada komşu ülkelere yaptığım bütün seyahatlerimi “komşularla s...