logo

Duyguların dili olsa

Rabia Can

Rabia Can
rabiacan@ankaraktif.ocm
Duyguların dili olsa

duygularin-dili

Çağlasın isteriz ama yine de güdük kılarız. Aşk içre, hakikat üzre, nebevi kavilce söylesin isteriz ama sadece istemektir payımıza düşen… Tüm sesleri karşılayacak alfabemiz de yoktur, o alfabeyi kuracak yetkinliğimiz de. Elimizdeki harflerle oluştururuz ancak tüm kombinasyonları… Fuzuli’ye, Şeyh Galip’e, Melaye Ciziri’ye uzaktan bakarız. Heybemizde onların sevda sözlerini süzecek imbiğimiz de bulunmaz.  Gülü gülle tartmayız, inciyi çakıl taşı, deryayı katre sanırız.  Gençlere ‘iki bin yetmiş bir’ deriz oysa “şu an” ın ipini derin kuyularda saklarız… Kendimize çıkacak yolları kendi ellerimizle bağlarız. Tarihi kronolojiye, erdemi görüntüye, sevdayı beyitlere hapsederiz. Hep başkasının sesidir azığımız… Derinlerde vurgundan korkar, kendi türkümüzden kaçarız.

İki kere ikiyi her zaman dört biliriz.  Padişah fermanıdır derimize işlemiş kimliğimiz… Hür doğarız ama hür ölmeyiz… Oysa hürriyet değil midir bizi insan kılan…

Hürriyetin ayaklarına büyük taşlar bağlıdır, zamanla ağırlığına alıştığımız ve o ağırlıkları kendi bünyemizden bir parça saydığımız… Hürleşmek emek ister bedel ister. Zihni hür kılmak, tortularla yüzleşmeyi, nasırlardan kurtulmayı, rahatını feda etmeyi diler. Nasırdan kurtulacağımıza onunla yaşamayı yeğliyorsak, zaten tadını bilmediğimiz hürriyet uzak bir hayaldir. Belki hayal bile değil… Hürriyeti sekiz harfli görünmez kafesinden uçurmaksa hiç kolay değildir. Kafes bazen o kadar büyüktür ki, sınırlara dokunmadığınız müddetçe onun kafes olduğunu bile fark etmezsiniz, kollarınız, bacaklarınız çoğu zaman çarpmaz kafesin korkuluklarına, kulaklarınız duymaz demir metalin o soğuk sesini ve konforunuz o kadar sarmalamıştır ki sizi,  uçmayı unutmuş bir şahin ya da çok eskilerden kaybettiği yitiğini aramaya çıkmış bir seyyah olduğunuzu hatırlamamanız bile içten değildir. Belki bir mısra çağırır bazen sizi. Yitiğinizi hatırlamaya. “Neyi kaybettiğini hatırla” “Neyi kaybettiğini hatırla.”

Sahi kimim ben, Kaybettiğim ne? İnsan tahayyül edemediğinin hayalini nasıl kurar ki?

Bilirim, gökyüzüne bakmayan mavinin delisi olamaz. Ve bilirim neden her şair “öz ağzından kafatasını kusamaz.

***

Hürleşmek üzre derslikler inşa ederiz, okullar, üniversiteler, hastaneler yollar açarız. On yılda on milyon genç yaratırız. O yaratılmış  gençlerle evlenir barklanır, derlenir, toplanırız. Öğretmen olur, doktor olur, adam oluruz. Fikirsiz tefekkürden, hayalsiz tahayyülden, alimsiz ilimden dem vururuz. Ritüele kutsal muamelesi yapar, kitaplara umarsızca bel bağlarız. Gökdelenleri bizi o tanımadığımız gökyüzüne yakınlaştırmaya aracı kılar, beğenmediğimiz cemiyetin kucağına gürbüz evlatlar bırakırız. Tanrısal edayla gözlerini üzerimizden hiç ayırmamış heykelleri artık kırabilme umudu yakalar ama içimizdeki putları daha büyük bir özenle atlas kumaşlara sararız. Büyük gözetleme senfonisinin küçük bir ensturumanı olmaktan mutsuz olmaz, içimize yol almayı düşünemeyiz. Çünkü biz aslında hürriyeti bilmeyiz, sevmeyiz, istemeyiz… Örtmek isteriz bu gerçeği. Adı aramızda olsun, aşina kılınsın ama özü bizden uzak olsun…

Her aşina kılınanın, aslında aşina kılınanı örttüğü gerçeğine teslim olalım. Onun için savaşalım ama gölgesinden korkalım. Çocuklarımız bir şekilde belki de rüyalarından, ervahı ezelden bildikleri hürriyetin delisi bile olsalar onları akla  davet edelim, şairlerimizin akla karşı tezlerini çürütelim ve  biz, adam olmuş bizler  hürriyetin yanından bile geçmeyelim.

***

Duyguların dili olsa,

Kim bilir belki de zorunluluktan değil, isteyerek susacaklardı…

Rabia CAN

Etiketler: »
482 Kez Görüntülendi.
#

SENDE YORUM YAZ

İLGİNİZİ ÇEKEBİLECEK DİĞER KÖŞE YAZILARI

  • Yazılarıyla pek yakında..

    05 Eylül 2014 ● Köşe Yazıları

    İkram Günay yazılarıyla pek yakında......
  • Hasankeyf sulara gömülmemelidir

    24 Ağustos 2014 ● Köşe Yazıları

    Yıllar sonra, 10 Haziran 2012 tarihine denk gelen Pazar gününü Hasankeyf’te geçirdim. Bir kere daha o tarihi ve doğal zenginliği keyifle görme imkânı buldum. Hasankeyf, kuzeyden güneye doğru kıvrılarak akıp giden Dicle Nehri üzerinde yer alan, tarihi ve coğrafi dokusuyla insanın içini ısıtan küçük ve şirin bir şehir. Eskiden ticaretin önemli bir kısmı nehir yoluyla yapıldığından Hasankeyf ticaret kentiydi. Sallarla, kayıklarla nehirde yapılan yolculuğun yüzlerce öyküsü anlatılır Hasankeyf ellerinde. Ama bu gün artık ticaret, şehir merkezinde...
  • İran İzlenimleri (I)

    12 Ağustos 2014 ● Köşe Yazıları

    Mayıs 2011 de İran’ın Urumiye şehrinde 9-11 Mayıs 2011 tarihlerinde düzenlenen Uluslararasi Çelebi Hüsameddin-i Urmevi ve Mesnevi Manevi Sempozyumuna “Mevlana’nın Mesnevisinde İnsan Hakları” isimli bildiri ile katıldım. Yine Mayıs ayı sonlarına doğru Eğitim-Bir-Sen 2 Nolu (Üniversite) Şubesinin düzenlediği İran gezisine iştirak ettim. İran, daha önce gezme fırsatı bulduğum Irak, Suriye ve Lübnan ile sosyal, kültürel ve ekonomik hayat bakımından büyük farklılıklar göstermektedir. Bu arada komşu ülkelere yaptığım bütün seyahatlerimi “komşularla s...